Tüm girdiler
HastalıkDermatoloji·Sayfa 69

Behçet Hastalığı

Hulusi Behçet 20 Şubat 1889 - 8 Mart 1948 tarihleri arasında yaşamış Türk dermatologdur. Annesinin vefatı sonrası, Osmanlı İmparatorluğu'nda memur olan babası görev nedeniyle Şam'a tayin edildiğinden çocukluk dönemini orada geçirmiştir. Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne'deki askeri hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak görev yapmış ve yönetimde görev almıştır. Savaştan sonra, 1918-1919 yılları arasında tıbbi bilgisini geliştirmek için önce Budapeşte, Macaristan ve ardından Berlin, Almanya'ya gitti. Orada tanınmış meslektaşları ile tanışma fırsatı buldu. Türkiye'ye döndükten sonra özel çalışmaya geçti. 1923 yılında, İstanbul'da Haliç Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi'ne başhekim olarak atandı. Kısa süre sonra İstanbul Tıp Fakültesi'nin bir bölümü olan Guraba Hastanesine geçti. Üniversitede ders verirken özel çalışmalarına da devam etti. 1923'te tanınmış bir diplomatın kızı Refika Davaz ile evlendi. Bir kızı oldu. 1933 yılında Dar-ül Fünun yeniden yapılandırılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu reform döneminde Behçet, dermatoloji ve zührevi hastalıklar bölümünü kurdu.

Araştırma, yazma ve tartışma merakları onun entelektüel özellikleriydi. Mesleğinin ilk yıllarından itibaren, ulusal ve uluslararası kongrelere özgün makalelerle katılımı olmaktaydı, yurtiçinde ve yurtdışında birçok makale yayınladı. Yeni nesilleri eğitmek için birçok makaleyi Türkçe'ye çevirdi ve Kore gibi uzak ülkelerle iletişim kurmak için uluslararası incelemelerde özgün vaka raporları yayınladı. 1922'den beri sifilizin tanı, tedavi, kalıtsal özellikleri, serolojisi ve sosyal yönleri hakkında birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis üzerinde çalıştığı başka bir hastalıktı. Yayınlanan çalışmalarının bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye'deki "gale gevreği"nin etiyolojik ajanlarını tanımladı. Behçet, yüzeysel ve derin mikoz tedavilerini ele aldı. 1933'te incir dermatitini tanımladı. 1935'te Budapeşte'deki Dermatoloji Kongresi'nde mikoz çalışmaları nedeniyle onurlandırıldı. Ayrıca Türk tıbbını geliştirmek için yayın öncülüğü yapmaktaydı. 1924'te Türkiye'nin ilk dermato-veneroloji dergisi olan "Türk Dermatoloji ve Sifiloloji Arşivi"nden sorumluydu. 1939'da Alman bilimsel dergileri ''Dermatologische Wochenschrift'' ve ''Medizinische Wochenschrift'' danışma kuruluna seçildi. Aynı yıl profesörlüğe atandı.

Behçet'in Türk tıbbına getirdiği en önemli çalışma 1940 yılında yayınlanan ''Klinik ve Pratik Frengi, Tanı ve İlgili Dermatozlar'' adlı monografıydı. Behçet, Dermatoloji ve Zührevi Hastalıklar Bölüm Başkanı olarak çalışmaya 1947 yılına kadar devam etti.

Behçet hastalığı ile ilgili ilk gözlemleri 1924-1925 yılları arasında muayene ettiği bir erkek hasta ile başladı. Bu hasta için 40 yıl boyunca bir çok kez İstanbul ve Viyana, Avusturya'da şikayetleri için görüş alışverişinde bulunmuştu. Sifiliz ve tüberkülozdan şüphelenildi. Avusturyalı doktorlar bilinmeyen bir protozoal hastalık olarak adlandırmışlardı. Oftalmologlar oküler semptomları sifiliz, tüberküloz, streptokok veya stafilokok enfeksiyonlarının sonucu olabilecek iritis olarak düşünmüşlerdi. Birkaç iridektomi girişiminden sonra hasta görme yeteneğini tamamen kaybetmişti. Behçet hastayı yıllarca takip etmeye devam etti. 1930'da gözünde tahriş olan, ağzında ve genital bölgelerinde lezyonları olan bir kadın Behçet kliniğine yönlendirildi ve bu semptomların birkaç yıldır tekrarlandığını söyledi. 1932 yılına kadar hastayı takip eden Behçet, tüberküloz, sifiliz veya mikoz hastalıkları olasılığına karşı araştırdı ancan bir tanı koyamadı. Bu iki hastanın ardından 1936'da diş kliniğinde ağız yaraları, sırtında akneiform lezyonlar, skrotal ülser, göz tahrişi, akşam ateşi ve karın ağrısı olan bir erkek hasta kliniğine yönlendirilmişti. Konsültasyondan sonra diş kisti dışında hiçbir şey bulunamadı. Behçet, tekrarlayan semptomların bir virüsden kaynaklanabileceğini düşündü. Hastayı viroloji ile ilgili araştırmalar yapan Braun'a yönlendirse de bir sonuç elde edilemedi.

Behçet, yıllardır takip ettiği bu üç hastanın belirtilerinden yola çıkarak yeni bir hastalıkla karşı karşıya olduğuna karar verdi ve 1936'da durumu bir toplantıda anlattı ve bu olgu takdimi Dermatoloji ve Zührevi Hastalıklar Arşivleri'nde yayınlandı. 1937'de "Dermatologische Wochenschrift" de düşüncelerini ayrıntılı olarak yazdı ve olguları aynı yıl Paris Dermatoloji Derneği toplantısında sundu. Bu toplantıda, bir diş enfeksiyonunun hastalığın etiyolojisine neden olabileceğini ilan etti. 1938'de konuyla ilgili fikirlerini "Dermatologische Wochenschrift" de daha ayrıntılı bir biçimde yayınladı. Aynı yıl Niyazi Gözcü ve Frank aynı semptomları olan iki yeni vaka bildirdiler. Belçikalı bilim adamları Weekers ve Reginster ve İtalyan Frachescetti benzer semptomları olan bazı hastaları bildirdi. Bu nedenle, Avrupalı doktorlar yeni bir hastalık görünümünü kabul etmişlerdi. Oftalmologlar "Behçet Hastalığı" nı kabul etmeye başlamışlardı, ancak dermatologlar yeni hastalık hakkında tereddütlerini sürdürmekteydiler. Bu tartışmalar sürerken Belçika, Avusturya, ABD, Japonya, Danimarka ve İsviçre'den bazı yeni vakalar bildirildi. Yayınlandıklarında nihayet tüm dünya yeni bir hastalıkla karşı karşıya olduklarını kabul etti. 1947'de Cenevre'deki Uluslararası Tıp Kongresi sırasında Zürih Tıp Fakültesi'nden Mischner'in önerisiyle Behçet'in bulgusuna "Morbus Behçet" adı verildi. Günümüzde tıp literatüründe evrensel olarak "Behçet Hastalığı" olarak adlandırılmaktadır.

Behçet Hastalığı ağızda aftlar ile karakterizedir. Genellikle dil, diş eti, yanak ve damakta bulunur. Genital ülserler ağızdaki aftlara benzer şekilde olup hem kadınlarda hem erkeklerde görülür. İz bırakarak iyileşir. Bazı durumlarda genital bölge haricinde koltuk altı, anüs çevresi ve kadınlarda meme altında da ülser gelişebilir. Nodozum, akneye benzer lezyonlar, yüz, saçlı deri, göğüs ve sırtta gözlenir ve iz bırakır. Göz tutulumu olarak üveit gelişebilir. Eklem belirtileri olarak diz, dirsek, el ve ayak bileklerinde ağrı ve/veya şişlikle karakterize bulgular gözlenebilir. Damar belirtileri, vaskülit yaparak kendini gösterebilir. Büyük damarlar ve kalp damarlarının tutulumu hayati tehlike yaratır. Nörolojik belirtiler sık görülmese de Behçet hastalığında felç oluşabilir. Böbrek ve üriner sistem hastalıkları da sık olmamakla birlikte Behçet hastalığında ortaya çıkabilir.

Sayfa 69·Adını Tıbba Yazdıranlar·Prof. Dr. Akif Turhan Kürüm
Bu girdilerdeki içerikler Wikipedia başta olmak üzere kamuya açık kaynaklardan derlenmiş ve editöryal katkıyla sunulmuştur.

© 2023 Nobel Tıp Kitabevleri