George Hoyt Whipple (28 Ağustos 1878 - 1 Şubat 1976) Amerikalı doktor, patolog, biyomedikal araştırmacısı, tıp fakültesi eğitimcisi ve yöneticisidir. Whipple, 1934'te "anemi vakalarında karaciğer tedavisi ile ilgili keşifleri için" George Richards Minot ve William Parry Murphy ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü paylaştı.
Whipple New Hampshire'da doğdu. Babası doktordu ve büyükbabası da doktor olup New Hampshire Tıp Derneği'nin başkanıydı. Whipple'ın babası, George iki yaşındayken zatürreden öldü. Whipple iki yaşındayken her iki dedesi de ölünce annesi ve büyükannesinin gözetiminde yetişti. Bu kişiler onun sıkı çalışma ve eğitiminin belirleyicisi oldular. Whipple, Andover hazırlık okuluna gitti ve 1896'da Yale Üniversitesi'nde lisans eğitimine başladı, 1900 yılında A.B. derecesini kazandı. Bu dönem boyunca, göl bölgesinde, yaban hayatının içinde geçirdiği yıllar sayesinde okul eğitiminin verdiği eğitim kadar yaşamının değer kazandığını, tecrübe edindiğini öz yaşamında belirtmiştir. Lisans eğitimi süresince Sigma Xi üyeliğine seçilmesi, yüksek derecelerle mezun olması, ödüllü bir jimnastikçi, kürekçi ve seçkin bir bilim öğrencisi ve çok yönlü olduğunun kanıtlarıdır. Whipple'ın biyokimyacı Russel H. Chittenden ve Lafayette B. Mendel ile Yale'deki son yılında etkileşimleri hayatı ve meslek yaşamı üzerinde silinmez bir iz bırakmıştır. Eğitimini devam ettirmek için mali sıkıntı çeken Whipple, Yale'i bitirdikten sonra 1 yıl ara verdi. O yıl, New York Ossining'deki Dr. Holbrook Askeri Okulunda matematik ve fen bilgisi öğretmenliği ile atletizm antrenörlüğü yaptı.
1901 yılında, annesinin tavsiyesi, ikna etmesi ve yol göstermesi sayesinde Johns Hopkins Üniversitesi tıp fakültesine gitti. 1905 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Deneyim kazanmak ve tıp fakültesi çalışmalarını desteklemek için, John J. Abel Fizyolojik Kimya Bölümü'nde öğretim asistanlığına başvurdu ve kabul edildi. Daha sonra ilk yıl anatomi dersindeki başarıları ona anatomi öğrencisi olarak ikinci yılda da çalışma imkanı verdi. Bu süre zarfında histolojiye ilgisi arttı. William Welch, Eugene Opie ve William McCallum'un yönetimi altında klinikteki hastalık bulgularını, hastalığın kendisi ile otopside keşfedilen doku bulguları ile ilişkilendirmeye başladı. McCallum ve Welch birlikte Whipple'a patoloji bölümünün genç bir üyesi olarak pediatrik patolog olmasını teklif ettiler. Nihayetinde Whipple, kariyer beklentilerini patolog olma olarak belirledi.
1905 yılında, Johns Hopkins Tıp Okulu'ndaki patoloji bölümüne asistanı olarak katıldı. 1914'te ayrılıncaya kadar art arda patoloji asistanı, eğitmen, yardımcı doçent ve doçent olarak akademik süreçlerini devam ettirdi. Bu süre zarfında bir yılını Panama'da Ancon Hastanesi'nde patolog olarak geçirdi. Panama'da görev yapan patolog Samuel Darling ve General Gorgas ile tropikal hastalıklarda deneyim kazanmak için çalıştı. Bu deneyim, ona karasu ateşiyle ilişkili masif hemolizi inceleme fırsatı verdi. Panama'dan sonra Johns Hopkins'e dönmeden önce Avrupa'ya gitti ve Heidelberg'deki Krehl ve Morawitz laboratuvarlarında bulundu. Tavşanlarda anemi üzerine çalıştı. 1911'de ise Hans Meyer ile köpekte hepatik portal ven kan akışını ve hepatik fonksiyonlar üzerindeki etkilerini incelemek için Viyana'ya gitti. 1914'te, 34 yaşında iken evlendi. Ayrıca California San Francisco Üniversitesi tıp fakültesinde Araştırma Tıbbı Profesörü ve Hooper Tıbbi Araştırma Vakfı Direktörü olarak atandı. 1920 ve 1921'de tıp fakültesinde dekanlık yaptı. 1921'de, Rochester Üniversitesi Başkanı Benjamin Rush Rhees'in ısrarıyla Whipple, Patoloji Profesörü, Patoloji Bölüm Başkanı ve henüz inşa edilmemiş tıp fakültesinin (University of Rochester Medical Center) kurucu dekanı olmayı kabul etti. Rhees, Whipple'la çalışmaya kararlıydı, ona tıp fakültesini sıfırdan inşa etme fırsatı verdi. Whipple bu teklifi çekici buldu çünkü klinik ve klinik öncesi disiplinler arasında ortak bir çalışma düzenini oluşturma tutkusunu yerine getirecekti. Tıp fakültesi ve hastanenin aynı alanda bulunması okula ve tıp eğitimine yönelik beklentilerini gerçekleştirmek için fırsat içeriyordu. İlk öğrenciler 1925'te URMC'ye kabul edildiler.
1953'te 75 yaşındayken önce dekanlıktan ayrıldı 1955'de ise üniversiteden emekliye oldu. Her zaman mükemmel bir öğretmen olarak hatırlandı. Emeklilik yıllarını Rochester Üniversitesi'nde patoloji bölümünde ve tıp fakültesi faaliyetlerinde bulunarak, dinlenerek geçirdi. Sıklıkla zamanını sülün avı, Margaree Nehri'nde somon balıkçılığı ve Florida kıyılarında tarpon balıkçılığı ile doldurdu. Whipple 1976'da 97 yaşında öldü ve külleri Rochester'ın Mount Hope Mezarlığı'na dağıtıldı.
Whipple'ın meslek hayatı boyunca ilgi alanları öncelikle anemi ve karaciğerin fizyolojisi ve patolojisidir. Aynı zamanda tüberküloz, pankreatit, hayvanlarda kloroform zehirlenmesi, safra pigmentleri ve demirin metabolizması, safranın bileşenleri ve plazma proteininin yenilenmesi, protein metabolizması ve kırmızı kan hücrelerinin stroma'sını araştırdı ve önemli katkılarda bulundu. İlk yayınlarından biri, tüberküloza neden olan tüberkül basili yayılmasında akciğerlerin, lenfatik sistemin ve gastrointestinal sistemin rolünü tanımlamasıdır. Yine ilk yayınlarından birinde, ince bağırsak ve lenf nodlarının duvarlarında yağ asidi birikimi olan bir hastanın otopsi sonuçlarını açıklamasıdır. Bu anormalliği lipodystrophia intestinalis (bağırsak lipodistrofisi) olarak adlandırdı ve lipid yataklarının bakteriyel nedenini doğru bir şekilde gösterdi ve hastalığın Whipple hastalığı olarak adlandırılmasına neden oldu.
Whipple, Johns Hopkins Üniversitesi'ne asistan olarak ilk katıldığında, William H. Welch yönetiminde karaciğer hücrelerinin onarımı ve yenilenmesine odaklanarak çalıştı. Köpeklerde yaptığı araştırmalar, karaciğer hücrelerinin neredeyse sınırsız yenilenme yeteneğine sahip olduğunu gösterdi. Whipple, kloroform karaciğer hasarı çalışmaları ile karaciğerin fibrinojen sentezi bölgesi olduğunu gösterdi. Araştırmaları ile safra pigmentlerinin dolaşıma girdiğini ve vücudun çeşitli bölgelerinde sarılık ürettiği yolu açıkladı.
Daha sonra UC San Francisco'daki Hooper Vakfı'nda safra pigmentlerini ve safra fistülleri yoluyla karaciğer dışındaki üretimini inceledi. İlgi alanları kısa süre sonra safra pigmentlerine nasıl metabolize edildiğini daha iyi anlamak için hemoglobin üretimini anlamaya doğru genişledi. Hooper ile birlikte 1915-1917 yılları arasında 12 makale yayınladı. Rochester Üniversitesi'nde Whipple'ın araştırma odağı, özellikle anemik köpeklerde olmak üzere uzun süreli aneminin iyileşmesine katkıda bulunan diyetlerdeki çeşitli faktörleri araştırmaktı. Araştırma asistanı Frieda Robbins ile birlikte, 1925-1930 yılları arasında 21 yayın yazdılar.
1925'te başlayan bir dizi "Ciddi Kansızlıkta Kan Yenilenmesi" adlı bu alanda dönüm noktası kabul edilen çalışmalarında Whipple, çiğ karaciğerle beslenen anemik köpeklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini artırarak anemiyi tersine döndürmek için karaciğerin en etkili diyet katkı maddesi olduğunu gösterdi. Hayvan dokusundan elde edilen gıdaların ve pişmiş kayısıların anemi sırasında kırmızı kan hücrelerini artırmada olumlu bir etkiye sahip olduğunu da gösterdiler. Bu verilere dayanarak, bu diyette bulunan demir içeriğinin kırmızı kan hücresinin yenilenmesine yol açtığını kabul etti. Bu veriler aynı zamanda George R. Minot ve William P. Murphy tarafından pernisiyöz aneminin başarılı bir şekilde karaciğer tedavisinde diyette B12 vitamini kullanmasına yol açtı. Bu tesbit daha önce pernisiyöz aneminin genç yaşta her zaman ölümcül olduğu için tedavi edilebilirliği dikkate değer bir keşifti. Bu çalışma grubuna yaptığı katkılardan dolayı Whipple 1934 yılında Minot ve Murphy ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne layık görüldü.
1937'de Whipple, köpeklerde kırmızı kan hücresinin ömrünü belirlemek için William B. Hawkins ile çalıştı. Eşzamanlı olarak, radyoaktif demirin ortaya çıkmasıyla birlikte, Whipple, Paul F. Hahn ve William F. Bale demir emilimini ve kullanımını incelemek için işbirliği yaptılar. Demir emiliminin ince bağırsakta yüksek oranda düzenlendiğini ve vücuttaki demir depolarının miktarından etkilendiğini gösterdiler. Ayrıca, önemsiz miktarlarda demirin normal olarak idrar, dışkı veya safrayla atıldığını gösterdiler. Bu süre zarfında Whipple, diyet proteininin plazma proteinlerinin üretimi üzerindeki önemini gösteren daha önceki plazmaferez deneylerine (1930'ların başında) dayanarak "kan ve doku proteinleri arasındaki dinamik denge" teorisini de formüle etti. Bu, memeli protein metabolizması üzerine araştırmanın temelini oluşturdu ve Rudolf Schoenheimer'ın modern biyokimya ve biyoloji çağını işaret eden "Vücut Bileşenlerinin Dinamik Durumunu" adlı yazısını yazmasına yol açtı.
1939 ve 1943 arasında Leon L. Miller ve Whipple, kloroform anestezisinin köpekler üzerindeki hepatotoksik etkilerini araştırmak için işbirliği yaptılar. Protein miktarı tükenmiş durumdaki köpeklere anestezi uygulandığında ölümcül karaciğer hasarının on beş dakika içinde oluştuğunu tesbit ettiler. Ancak bu proteini tükenmiş köpeklere anesteziden önce, özellikle L-metiyonin veya L-sistin açısından zengin, proteinle yoğun beslenmelerinin koruyucu olduğunu gösterdiler. Böylece bu ve diğer çalışmalar sonucu Whipple, S-içeren amino asitlerin karaciğere karşı toksik ajanlara karşı koruyucu olduğu kanaatına ulaşmış oldu.
II. Dünya Savaşı sırasında Whipple, oral veya parenteral olarak uygulanan diyet amino asit kombinasyonlarını ve bunların plazma protein sentezi üzerindeki etkilerini denedi. Köpekte kilo, azot dengesi ve plazma proteini ve hemoglobin yenilenmesini korumak için gerekli metabolik gereksinimleri karşılayabilecek amino asit karışımlarını açıklayabildi. Bu bulgular sonuç olarak normal gastrointestinal yoldan uzun süreler boyunca besinleri alamayan hastalarda amino asit karışımlarının
© 2023 Nobel Tıp Kitabevleri